N’olurrr….
sevgili minikdost sahipleri ve sahip olmak isteyenleri! lütfen bize yorum yazın. bize yorum yazmak için yorum yazacağınız yazıya gelip başlığın yanındaki bölüme tıklatıp bize yorum yazın. sizin yorumlarınız bana daha çok yazma isteği veriyor. sevgili arkadaşlarım ayrıca gizem sana kırgınım hala bir yorum yazmadın aşk olsun

merhaba:)
bugün canım biraz sıkkın. hava sıcak ve kedimiz tina erkek arkadaş istiyorum diye bağırıp çağırıyor evin içinde. yok hayır kısırlaştırmadık. biliyoruz, bebeğinin olmaması onu duygusal olarak incitmeyecek ama yine de razı olamıyoruz buna. iştahı kapanıyor bu zamanlarda, daha çok tüy döküyor ve sesi de sanki daha tiz oluyor:P.
aa sana söylememiştim, bir de kuşumuz var artık. kedili bir evde hiç kuş olur mu!* diyeceksin ve haklısın ama kendisi geldi, balkonda, saksıda uyurken buldum onu. kafesimiz de vardı. şimdi bizimle yaşıyor. tina da alıştı.
bazen sadece olcayko (adı bu) için müzik açıyorum. o zaman çok güzel ötmeye başlıyor. inanmayacaksın ama en çok leonard cohen seviyor, hayret. bir de klavyeden çıkan sesleri. şu an mesela güzel güzel ötüyor. öyle sanıyorum ki erkek. ona bir kız kuş alacağım. çünkü ben onunla konuşmaya başladığımda dut yemiş bülbül gibi susuyor.
işte böyle. ben aslında kara kaplumbağalarını çok severim. eğer bahçem olsa kaplumbağa alırdım. neden bilmiyorum, doğaya çıktığımızda en gizli köşelerdeki kaplumbağaları bulmakta üstüme yoktur.
ben de seni bekliyorum bloğuma. ah bir şey soracaktım, aşağıdaki fotoğraftaki beyaz kedi, bekir bey’in ölen kedisinin fotoğrafına ne kadar benziyor.
şimdilik hoşçakal.
sevgili minik dostum,
bugün nasılsın?sen ve minik dostların bu sıcakla nasıl başediyorsunuz?
ben eskiden yaz günleri, “öff çok sıcak”, kış günleri de, “aman dondum” demeye utanırdım. olması gereken oluyorsa yakınmak ayıp gelirdi bana. sence de öyle değil mi? yani doğa bu yarımkürede, bu ayda mevsim normallerini yaşarken bir şımarık, hodbin, zevzek bir insan olarak bu oluşa mızıldanmak olacak iş değil. ama işte aramızda kalsın, öff çok sıcak! ben çok bunalıyorum.
pekiii, çoğunu üstünde, bir kısmını da evin çeşitli yerlerine bıraktığı tüyleriyle tina ve üstündeki tüyleri yetmezmiş gibi bir de kafesin içinde yaşamak zorunda kalan olcayko ne yapsın? yazık onlara. bana da.
sevgiler.
sevgili minik dost,
kaçıncı sınıfa gidiyorsun, bilmiyorum ama bizim evde hala defter kaplama gibi bir faaliyet mevcut. evet, erken daha filan diyeceksin ama ben o okula hazırlanan heyecanlı veli kalabalığı ile birlikte alışveriş yapmaktan hoşlanmıyorum.
bir de biz şöyle bir şeye karar verdik: defterleri ince aldık. böylece 2. dönemde de defter alacağız ve hep gıcır gıcır defterlerimiz olacak:) bizimkiler çok haylaz çocuklar değiller ama yine de defterleri eciş bücüş oluyor yıl sonuna kadar.
defter kabı için carrefour’da bir sürü çeşit var. çizgili, şık, sakin desenler almıştık. sonra da ne olur ne olmaz diye nezih’te harry potter ile spiderman (siyah köstümlü hali) kaplarından da aldık. ne oldu dersin? elbette diğerlerini değil, nezih’ten aldıklarımızı seçtiler. ben de akşam oturup 6 defter kapladım. seviyorum bu işleri. (hayatımın en başarılı olduğu dönem öğrenci olduğum yıllardı da belki ondan:p)
sen kaçıncı sınıftasın, defterleri filan aldın mı, kaplıyor musun yoksa spiralli olna defterlerden aldığın için gerek kalmıyıor mu? benimle paylaşırsan gerçekten sevinirim.
gece geç saatlere kadar balkonda görünmeyen bir erkek arkadaşa seslenip mahalleyi ayağa kaldıran tina çok yorgun olmalı ki arçil’in (oğlum) yanında uyuyor. olcayko için de müzik açacağım şimdi…. hımmm klasik müzik dinleyelim bu sabah.
sevgiler minik dostum.